ben! ama başkaları da var..

1/11/2008 - bir zamanların aşkı..

İkimiz iki sap buğday olsak
Sen benim olsan, ben senin olsam
Bir gece vakti aklına gelsem
Uykunu tutsam bırakmasam
Seni kucaklasam, kucaklasam
Birbirimizin kalbini dinlesek
Dünyanın kalbini dinlesek
Büyük ateşler yaksalar
İki güvercin uçursalar
Nerede olduğumuzu bilsek

 

                                Ataol Behramoğlu

sen benim oldun mu yada ben senin ?
ama uykumu tuttun bırakmadın buna eminim..
kucaklaştık sımsıkı,
hatta kalbini çok kere dinledim..
büyük olmasada yaktık bir ateş kendi boyumuzca
o halde uçursunlar güvercinleri..

şimdi şu anda seviyorum seni..

                                  sevde-->"sev" de..

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/9/2008 - uyku..

uyku; dertlere karşı bir sığınak,
uyku; kimi zaman gözlerden uzak..







uyku; canın teslimiyeti, muhtaçlık,
en güzeli de, karşılaşmak seninle bir anlık!



Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/6/2008 - benden bize geçiş..

                                                                                                                        03.05.08

 

 

Zaman zaman, daha önceden bilmediği duygular hisseder kişi, ne çok derinlerinde ne de sığ yerlerinde kalbinin. Ortalarında bir yerlerinde işte. Ne geçmişe çok yakın ne geleceğe dair. Üstelik bunu yeni insanlarla tanışmadan, yeni kavramlar öğrenmeden, yeni nesnelerle herhangi bir bağlantı kurmadan yapar yüreği. Ruhun tepkisidir çoğunlukla bu. Mutluluğa yakın mıdır bu hisler yoksa hüznün alt kümesi midir? Bilinmez. Bu yeni oluşum size tanıştırılmış olan yeni bir insanın hakkında, adından başka hiçbir şey bilmediğiniz ilk anlardaki belirsizlik hissini verir. Hem ne de olsa bir duygudur bu herkesin tanımını farklı yapabileceği, nasıl adlandırılabilir ki.

 

Misal.. Sizlere göre iç burukluğu nedir? Göz çevrelerindeki kırışıklıklar mı?, çocuğunuzun istediği herhangi bir şeyi alamamak mı?, yoksa yeni sevgilinin gözlerine bakarken geçmişten bir türlü sıyrılamamak mı? Peki.. Huzur nedir? İnsanların sizleri içtenlikle kabul etmesi mi? Ruhunuzu güçlü bir kişiliğe yaslayabilmek mi? Ya da yaratılmış sade bir güzelliğe gülümseyebilmek mi?

 

BENCE... BENce.. bence..

 

Duyuyorum kendi ruhumun bencelerini! Sanki sizinkileri de duyar gibiyim!

Fakat acilen susturuyorum her bir parçamın haykırdığı benceleri, fırsatım olsa sizler için de yapardım bu iyiliği. Çünkü, hayat bencelerle yaşanmıyormuş idrak ettim. İşte o idrak noktasında, hiç tanımadığım, ‘BİZ’ olabilmiş, tüm insanları nacizane takdir ettim.

Ki onların tebrike hiç mi hiç ihtiyaçları yoktu! Hayat, insanlar, yaradan her ne derseniz deyin onları fazlasıyla ödüllendirmişti. Onlar her geçen anda hiç tükenmeyecek olan armağanlarını bir bir açıyorlar ve her seferinde tazeleniyorlardı. Bu yüzden takdir, ‘BİZ’ olabilmişler için pek yüzeyseldi.

Şunu anlamalıydık ki; ‘Hayat insana gerektiği yerde sinyaller veriyordu ve bu bazen ismini bulmakta zorlandığımız bir duygu vasıtasıyla olabiliyordu.’  

 

İhtiyaç yoktu hayatta ne sevgiye, ne sevgiliye, ne arkadaşa, biz olamadıktan sonra.. Oysa muhtaçtık birilerine her zaman, ben’i biz’e çevirsinler, en güzeli de bu dönüşümü bizlere öğretebilsinler diye..

 

İşte bu sebeple: Önce bana, sonra sana, biraz da ona, en çok bize, bir parça size, belki bir gün ‘biz’ olurlar diye azıcık da onlara mutluluklarım var!

 

 

//Bu yazı sen ve ben yani bize yönelik değil sadece 'biz' kavramı için yazılmıştır.//

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/3/2007 - ruhumun ısrarlı fısıltısı..

 

 

Hayatın düşünenler için bir komedi, hissedenler için ise bir trajedi olduğunu söyleyen yorumu filanca mecmuada okudu günlerden birkaç gün sonrasıydı. Okurken sürekli yanında bulundurduğu yumuşak uçlu kalemiyle cümleyi işaretlemiş olmasına rağmen üzerinde pek durmadan satırlarda gezinmeye devam etmişti gözleri. Kendisi hiç de farkında olmasa da ben “komedi” kelimesinin cazibesine kapılıp an içinde kendini düşünenlere dahil edip geri kalan kısmı atladığını bilenlerdendim. Bilmek beni memnun ediyor muydu? Basit ve net olmak gerekirse umurumda bile değildi. Fakat benim farkındalığımı onun bilmesi kendisini zaman zaman rahatsız ediyordu. Bir düzen içinde tekrar eden bu olguyu yok etmek onunla ilgili değiştiremeyeceğim tek durumdu. Bunun önüne geçemezdim ve olayın bu çember etrafında dolanması zayıf olduğumun göstergesiydi, doğru şekliyle tek zayıf noktamdı. Diyordum ki: “Ona göre çok üstünüm.” Kıyaslama yolunu kullanmak istemememe rağmen bunu yapmamın sebebi onu mutlu etmekti. Çünkü sürekli yaptığı ve vazgeçmemekte ısrar ettiği tek şey buydu. Her kıyaslayışında onu yerden yere vurdum, içini acıttım, onurunu kırdım, ortalık biraz olsun yatışınca da çoktan uzatmış olduğu eline elimi uzattım, savrulduğu yerden onu sarsarak kaldırdım bana gülümsemesini sağladım. Yaptıklarımdan kimsenin haberi olmadığı için bana kızamazlardı. Gülümseyerek gelen “onu” gördükleri takdirde de kızacak kadar aptal olamazlardı.

Bir süre sonra ondan bir yabancı gibi bahsetmek bana dokunmaya başladı. Buna son vermek için ona “aciz” ismini taktım. İlk seslenişimde kendisiyle konuştuğumu anlamıştı ve tereddütsüz kabul etti ismini, üstelik sevdi bile. Aklından buna karşılık olarak birçok isim geçti dost, yardımcı, doğruluk, telaş kovucu, hatta biraz abartarak efendi yada sahip demeyi bile düşündü. Sonunda hiçbirini beğenmeyip vazgeçti. Benim için yine önemi yoktu. Ne de olsa bana sesleneceği durumlar pek az olacaktı. Hitap etmesi gerekmiyordu, “aciz” iyi bir dinleyici olarak yeterince beni onurlandırıyordu.

İtiraf etmeliyim ki ben aciz’i bir hayli çok seviyorum, ona bağlıyım, izin verdiği sürece sadığım. Açıklamam gereken diğer bir durum ise aciz sustuğu sürece konuşmamı zaman geçtikçe daha da şiddetlendirerek, sıklaştırarak devam ettiriyor olmamdır. Benden sıkılmasını ya da konuşmalarım sonucunda kendinden nefret edecek duruma gelmesini önemsemem. Eğer susmamı istiyorsa benimle konuşmalı. O da farkında ki konuşmakla beni aldatamaz! Dilinden dökülen her kelimenin hayatımızda bir karşılığı olmalı. Bunca gücüme rağmen yaşamım ona bağlı. Var olmamın onun sayesinde olması size zayıf olduğumu düşündürmemeli. Çok açık ki var olmaya ihtiyacım yok, olmamak benim için eksiklik değil. Sarsmak benim ihtiyacım değil ama sarsılmak aciz’in vazgeçilmezi.

Kendimi tanıtmaya, tanımlamaya ihtiyaç duymadım hiç. Kim ya da ne olduğumun açıklanabilmesi, aciz ile beni ayırabilmekle sağlanabilir ki mucizevi bir durum olurdu. Tek çıkar yol zihinsel bir kurguyla ayrı pencerelerden değerlendirmek olabilirdi ki bu da varlığımın dolayısıyla tanımımın bozulmasını getirirdi. Aciz benimle anlamlandı ben acizle tanımlandım. Birçok kişiyi anlamlandırdım ve birçok kere tanımlandım. Hepsi benim yanımda aciz kaldı, birbirlerinden ayrılsınlar diye onlara ikinci isimler taktım. Adlandırmaya layık gördüklerim isimlerinin önlerindeki aciz sıfatını nadire çevirebilenlerdir. Geri kalan konuşmalarımı ısrarla, şiddetle, korkuyla bastıranlar ise tek isimle kalan yani aciz olanlardır.

Şimdi, yine falanca derginin satırları üstünde gezinen gözlerden bu sefer birlikte bakıyoruz. Benim bildiğimi, artık, aciz diye hitap etmeye dilimin varmadığı “O” da biliyor. Sanırım bu yüzden beni isimlendirebiliyor. Bana  “ruhumun ısrarlı fısıltısı” diyor ve ekliyor: “Kendimi eleştirebilmemi sağlaman vicdan rahatlığımı beraberinde getiriyor ve beni huzurlu kılıyor.”

 

//eskiden beri tanışıyor olmamıza rağmen bir süreliğine beni terkettiğini düşündüğüm zamanlarda gerekliliğini anladım..cümlelerim yaradana şükrüm sana teşekkürümdür..// 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/11/2006 - ...

İstanbul hasretimdir benim

dilimdeki şarkı İstanbul'u anlatır

ben İstanbul'a aşkım derim sevdiğim kıskanır

gönlünü alırım bir şiirle içinde İstanbul vardır

soluksuz öptüğü yer, İstanbul'dan bir manzaradır

ben sevdiğime aşk, İstanbul bana

bilmez ki aşk benden değil İstanbul'dandır..

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

"sev" de..

Kategoriler

Arkadaşlarım

• hikmetgwzer
• whikery